tirmali yorum

yetmedi mi abi.
herkese tek tek laf anlatmakla olmuyormuş bu.
bir yanlış anlaşılma olmuş. bugün david caine ile konuştuk hallettik.
varsa da altına alıntıdır yazmadığım yada kaynak göstermediğim onlarda altına alıntı yazmam mümkün olmayanlar.
unutmuş olduğum varsa da, -insanlık hali-ben cezama razıyım.
ne kendisi yalancıdır, ne de ben aşağılık bir kaşarım.
david dışında konuya dahil olmaya hevesli olan kişilerin haksız hakaretleri yüzünden hem burada yazan hem de dışarıda görüştüğüm gerçek dostlarımın yüzüne nasıl bakacağımı düşünüyorum.
bana müsade.

bir fincan buzlu cay için çok üzüldüm... ailesine ve tüm sözlüge baş sağlığı diliyorum.

insanin dertleriyle bas etme yontemleri

sallamamak, sallamıyor gibi görünmek.
"hay amına koyim zaten bir sürü derdim var, birde bununla mı" uğraşacağım demek.

slaw

aslandan korkmuş cocuk,
kapıyı vurmuş usulca,
süzülüp girmiş annesinin koynuna
sarılmış, korkuyla...
rüyala dalmış
ana kokusuyla.

kargalarin sectigi padisah

bir varmış, bir yokmuş... eski çağlarda, ülkenin birinde bir zavallı kişi varmış. günlük yiyeceğinin bile yoksunu, çulsuzun biriymiş. ama kötü yürekli de değilmiş hani... bütün isteği başkalanna iyilik etmekmiş. iyilik etmek istermiş istemesine ama, bunun nasıl yapılacağını da pek bilmezmiş. sık sık,
- aaah ah, denniş, bir gücüm yetse de şu insanlara hep iyilik etsem... bu sözleri duyanlar sorarlarmış:
- peki, nasıl iyilik edeceksin? 0 da,
- iyilik işte, dermiş, herkese iyilik edeceğim... hele o günler bir gelsin, ben bilirim nasıl iyilik edeceğimi...
günlerden bigün dağ başında, «tannm bana yardım etse de, ben de insanoğluna iyilik edebilsem.» diye mınl mınl mınldanırken, arkadan gelen bir yolcu, yaklaştıkça adamın bu sözlerini duymuş.
- merhaba oğul!.. demiş.
iyilik yapmak isteyen adam başını çevirince, ak sakalı göbeğine kadar uzanmış bir yolcu görmüş.
- merhaba baba... demiş.
- nedir öyle kendi kendine konuşuyorsun, tanndan bişeyler istiyorsun? adam derdini, insanlara iyilik etmek için nasıl içinin yandığını dilinin döndüğü kadar anlatmış.
ak sakallı adam,
- senin gibi çok kişi başkalanna iyilik yapmak istemiştir simdiyedek. bu iyiliğin nasıl yapılacağmı bilseydin, bu kadar çok iyilik yapmak istemezdin. insanlara iyilik yapmak, kötülük yapmaktan daha zordur. dünya kuruldu kurulalı bunu becerebilen çok az kişi çıkmıştır... diye adama akıl vermişse de, o dinlemez,
- ah, demiş, ben başkalarına benzemem. hele bir öyle yere geçsem, bütün kötülükleri kaldıracağım yeryüzünden. aç, susuz kalmayacak. çıplak, çulsuz kalmayacak. kavga dövüş kalmayacak.. . bütün işleri yoluna koyacağım.
ak sakallı,
- çok istiyorsun ama, demiş, yapmak istediğin işin nasıl yapılacağını bilmiyorsun. senden önce de senin gibi yapmak istedikleri işi bilmeyenler çok geldi geçti. öbürü,
- iyilik yapmaktan kolay ne var yeryüzünde... demiş.
sakallı da,
- eh, demiş, demek o kadar çok istiyorsun iyilik yapmasını, öyleyse buralarda durma. durmadan gez dolaş... öyle bir yer gelir, öyle bir zaman gelir, sen de istediğin yere yükselirsin.. .
iyilik yapmak isteyen kişi, ak sakallının yalnız son sözlerini dinlemiş, almış başını yürümüş... orası senin, burası benim, yıllar yılı gezimş dolaşmış. her gittiği yerde, insanoğluna iyilik yapmak için, nasıl içinin yanıp tutuştuğunu anlatmış.
yine böyle gezip, dolaşıp dururken, bütün gün, sonra bütün bir gece yürümüş, gökbitimi ışırken, uzakta bir kent görünmüş. bu kent çepçevre kale duvanyla çevriliymiş. kente girilecek kapıyı bulmuş, içeri yönelmiş. kapıdan kentin alanına girince şaşırmış kalmış. nası şaşırmasın... alan insanla dolu... ben diyeyim yüzbin kişi, sen de üçyüzbin kişi... insan yığınının ucu bucağı görünmüyor. 0 da kalabahğın içine dalmış. her kafadan bir ses çıkıyormuş. adam, konuşulanlara kulak vermiş. şöyle diyorlarmış:
- yurttaşlar! ben sizin iyiliğinizi istiyorum. beni padişah yapması için kargalara söyleyin. kargalar beni padişah yapsınlar. göreceksiniz. sizlere çok iyilikler edeceğim. bu kentin ırmaklarından şerbetler akacak, kaldırım taşları altından olacak. yağmur yerine gökten şurup yağdırtacagım. bir eliniz yağda, bir eliniz balda olacak. her tanrının günü baklava börek yemekten artık bıkıp usanacaksınız. öyle rahat edeceksiniz ki, rahat sizi rahatsız etmeye başlayacak. sayın yurttaşlarım! söyleyin kargalara, beni padişah yapsınlar.
bütün ağızlardan hep bu sözleri duyan adam şaşırmış. bir de yanındakine bakmış ki, yıllarca önce kendisiyle bir dağ başında karşılaştığı ak sakallı göbeğindeki yaşlı adam değil mi...
- merhaba baba... demiş. sakallı da,
- merhaba oğul... demiş.
- görüyorum,bu kentte herkes bitürlü konuşuyor. öyleyse neden bağınp çağırıyorlar?.. diye ak sakallıya sormuş. ak sakallı,
- herkes salt kendisinin iyilik yapabileceğini sanıyor, ama bu iyiliği nasıl yapacağını bilmiyor da ondan... demiş.
- bu insanlar hep böyle bağırışırlar mı?
- hayır. seçimden seçime bağırırlar. burada yılda bir seçim olur. seçim zamanı gelince herkes kendisinin seçilmesini ister.
- neden?
- çünkü herkes salt kendisinin iyilik yapacağını sanır. hepsi de iyilik yapmak ister. kötülük yapmak isteyen hiç yoktur.
- ne seçilir burada?
- padişah seçilir... bu ülke başka ülkelere benzemez. başka ülkelerdeki gibi, burada padişahhk babadan oğula kalmaz. her yıl halkın içinden yeni bir padişah seçilir. seçilen padişah, söz verdiği gibi halka iyilik yaparsa padişah kalır, yapamazsa ertesi yıl yeni seçim yapılır. şimdiyedek bir yıldan çok padişahlık eden çıkmadı.
- peki, neden «karga, karga!» diye bağırıyorlar?
- bu ülkede padişahları kargalar seçer de ondan böyle bağırıyorlar.
derken hava birden kararmış; gökyüzünü bir karga bulutudur kaplamış. karga bulutlarından güneş görünmez olmuş. kargalar insanların tepesinde uçuşup gak gaaak diye bağırışırlarken, insanlar da,
- karga kardeş, karga kardeş, aman beni seç!. diye onlara yalvarırlarmış. kargalar böylecene bağıra, uçuşa dursun, içlerinden iri bir karga yere doğru süzülmüş, iyilik yapmak için dağ bayır dolaşan adamın başının üstünde dönmeye başlamış. dönmüş, dönmüş, en sonunda gak diye pislemiş. sonra yine göklere yükselmiş.
- üçte bir padişah oldun, üçte bir padişah oldun! diye adama ünlemeye başlamışlar.
neye uğradığını şaşıran adam da, yanındaki aksakal'a,
- nedir, ne oluyor?.. demiş. aksakal,
- burada padişah seçimi işte böyle olur, demiş. bir karga, birinin başına üç kere pislerse o kişi bu ülkeye padişah seçilir. sen şimdi üçte bir padişah oldun, demektir. dua et de, karga yine senin başını seçsin.
demeye kalmamış, karga yine fır dönüp o adamın başına bir daha etmiş. alanı dolduranlar,
- üçte iki padişah oldun, üçte iki padişah oldun!.. diye bağırmışlar.
karganın üçüncü işini de yine o adamın başına yapmaması için, herkes kendi başını açip,
- karga kardeş buraya, karga kardeş buraya!. diye seslenerek kargaya yalvarıyormuş.
karga bu sözleri dinlememiş. üçüncü kere de yine o adamın başını seçmiş. bunun üzerine adamı,
- padişah oldun!.. diye alıp sallasırt ederek, omuzlannda saraya taşımışlar. adam padişah olunca, kendisini padişah yapan kargalann bu iyiliğini unutmamış. bütün bostanlardaki, tarlalardaki bostan korkuluklarını n kaldınlması için bir ferman çıkarmış. kargaları taşlayan, kışlayanlan mahkemeye verip cezalandırmış. bununla da kalmamış, her evin kargalara günde bir avuç yem atmasını buyurmuş.
halk, mırıl mırıl mınldanmaya başlamış ama, padişahın gozü kargalardan başkasını görmüyormuş. böylece ilk yılı geçirmişler. yeni seçime girmişler.
o ülkenin kişileri yine kentin alanına toplanmışlar. yine herkes kendisinin seçilmesi için kargalara yalvarmaya başlamış. yine hepsi de insanlara iyilik yapmak istediklerini söylüyorlarmış. kargalar bulut bulut gelmiş. yine gök kararmış. gak sesleri göklerde uğuldamış. her yıl padişahı bir karga seçerken, bu yıl, padişahtan gördükleri iyiliğe teşekkür için, on karga birden gelip, eski padişahın başına üçer kere pislemişler. o adam yine padişah olunca kargaların bu iyliğini unutmamış, herkesin evinde yirmi karga beslemesini zorunlu kılmış. kargalara, soğuktan, rüzgardan korunmaları için yuvalar yaptırmış. kargalar beslene beslene büyüdükçe büyümüş, yağlandıkça yağlanmış. her bir karga bir hindi kadar olmuş.
derken yine seçim zamanı gelmiş. padişahı hiç sevmeyen halk mınldanmış durmuş, ama neye yarar, bu seçimde hindi kadar yüz karga birden üçer kere, yine eski padişahın başını beğenmişler.
üçüncü kere padişah olan adam,
- kargaların üstünde hiçbir bit bulunmayacak. .. bitler ayıklanıp, kargalar temizlenecek. kargaların ayaklarını cilalayacak, gerilerini yağlayacaksınız! diye ferman çıkartmış.
kargalar beslene, bakıla, koyun kadar olmuşlar, hem de gündengüne çoğalıyorlarmış. bir zaman gelmiş, çoğalan, irileşen kargalar kente sığışamaz olmuş. yine seçim zamanı gelmiş. bu seçimde padişaha daha çok teşekkür için, beşyüz karga birden üçer kere yine eski padişahın başını beğenmiş.
padişah da, kargalara o kadar iyi baktırmış ki, kargalardan kendilerine kentte yer kalmayan insanlar, evlerini, yurtların kargalara bırakıp, dağlara bayırlara düşmüşler. beslenen kargalar sığır kadar irileşmişler.
bir seçim daha olmuş. havada sığır kadar iri kargalar uçmaya başlamış. onların gürültüsünden kulaklar sağır oluyormuş. kargalar, padişaha olan borçlannı ödemek için, bu sefer hep birden gelip, padişahın tepesine teşekkürlerini bırakmışlar.
insanlar, yeniden seçilen padişahı saraya götürmek için yaklaşınca bir de bakımışlar ki, karga tersinden bir tepe... padişah da bu tepenin altında boğulmuş, ezilmiş. oradaki insanlar, sevinç içinde, yeniden,
- karga kardeş, beni seç. karga kardeş, beni seç!.. diye bağrışmaya başlamışlar.

aziz nesin

pazartesi sendromu

pazartesi günü, tüm gıcıklığını yanındaki, pazar ve salı'ya da bulaştırmıştır.

beterdir.
bu nedenle pazartesi günleri tatili olan bir din gelmesini bekliyoruz.

sozlugun gidisati

<bkz: fırsatcılık>

begum kutuk

mütevazi güzel.
oyuncak bebeğe benziyor yakından. çakma ugg giyecek kadar bizden. dağıttığın masayı toplayacak kadar başak burcu. görevliler farketmesin diye,sigara dumanını elleriyle dağıtacak kadar becerikli. arkadaşlarına önem veriyor. arıyor mesela..affet gelemeyeceğim diyor. o'da delete draje şekerlerin ağzı üşüttüğünün farkında. ilişkilerde kıskançlığın hayatı travmatik hale getirceğini iyi biliyor...
gülünce bambaşka bir insan oluyor. sevilesi.

islama uygun helal hikayeler

ağustos böceği ile karınca duası.

karınca tüm yaz boyunca calışır didinir, yiyecek stoklarını yapar, ibadetini eder, ama ağustos böceği, tam bir münafık gibi yaşar, o bar senin bu hatun benim diyerek elindeki elektro gitar ile eğlenip durur. üstelik yüreği nur ile aydınlanmış olan karınca ile dalga gecer.

birgün yine ibadet eden karıncayı görür ve
-naber lan dübüürrrr. der
+seni böyle konuşmaktan men ederim
- oo maan.. ahuhaha! yapar ve devam eder, gel bu aksam aleme gidelim, yeni hatunlar düşmüş hepsinin kitini kaymak gibi..vur patlasın çal oynasın yapalım. der.
+ hamdolsun böyle seylere ihtiyacım yok.diyerek abdest almaya gider karınca.

gel zaman git zaman, ülkede ekonomik kriz baş gösterir, tüm yaz çalışıp didinen yiyeceklerini stok yapan karınca, sıcacık evinde oturup mutlu mesut bir şekilde krizi teğet geçmeye çalışır.

ağustos böceği ise, kücük çaplı bir dükkan acar, yanında calışanların maaşını kriz bahanesiyle ödemez, biriken paraları günlük repo yapar. vergi kaçırır. paraya para demez. zengin olur.

karınca sermayeden yediği için elinde ne var ne yoksa hepsi bitmiştir.
aç bilaç kalmıştır.
ve oturup dua etmeye başlar..
قناة عربية إخبارية تعمل على مدار اليوم. يمكنك مشاهدة بث القناة من خلال الموقع

ve elben hesene, veleke kubağğ veleke tubağğ..

yani,

sikerim lan böyle hayatı. ben de puşt olmaya karar verdim der..
ve hikayemiz de burada biter.

entry nick uyumu

#1231338
*

ukde vermek mi ukde doldurmak mi daha sevaptir

ukde vermek sünnet, doldurmak farzdır.

maden iscileri

hanımlarının, onlar aksam evlerine döndüklerinde hoşgeldin yerine geçmiş olsun herif dedikleridir.

telefon sapigi

özellikle geceleri sizi sürekli arayan bir telefon sapığınız var ise,
cep telefonunuzu semt karakoluna yönlendirin. yada 155'e.
denedim oldu.
*

bana arti vermeyen orospu cocugudur diyen orospu cocuklari

<bkz: orospuluk parayla orospu çocukluğu bedava>

hirpali yorum

bunun memesi var msn de avatar yapmış kendine. ama bir tane memesi var. sözlükte ise meme yapan bir sürü entrysi var.

merak edenler için bayandır kendisi. 19 yaşında, çok güzel, uzun boylu, yeşil gözlü siyah saçlı.

maksat güvercinleşmeyi öğrensin.
edit: aa beyler ayıp oluyo ama böyle güzel bir bağyana hoşgeldin demeniz lazım...

butun iyi erkeklerin kapilmis olmasi

zaten iyi erkekler ya evli ya da evsiz. *

sevdigin birinin gozlerinin onunde eriyip gitmesi

...ve senin bu çaresizlik içinde izlemendir asıl mesele. asıl koyan..asıl üzen.yaralayan...

elinden bir şey gelmiyor, onun hergün biraz daha kötüleşmesini izliyorsun..zayıfladığını, renginin solduğunu görüyorsun.

çok uykun geldiğinde giriyorsun yatağa, ya da televizyonu 30 dakikaya ayarlayıp öyle uykuyu bekliyorsun.
çünkü sessiz bir ortamda uyumaya çalışmak onu aklına getirmek ve derinleşen bir hüzünle kara uykulara dalmak demek.

ne onunla geçirdiğin zor günleri, ne de iyi günleri aklına getirmek istemiyorsun...
tek korku onu kaybetmek. çünkü o henüz hayattayken ve nefes alıyorken ölümü o'na yakıştıramıyorsun.

kanatırcasına... yanındayken bile, onu özleyeceğin günleri düşünerek yaşıyorsun...

sonra birileri çıkıp diyor ki..
allah'tan ümit kesilmez.

çaresiz olanın işi nedir ki ümit etmekten başka.?

turkcedeki en guzel kelime

<bkz: anne>

ben

ingilizce benjamin in kısaltılması.

sinavda verilmis yaran cevaplar

ben is going to cinema.

cevap ben in üzerini cizip l am yazmak.

hayat akip giderken

üç nokta

pencere kenarındasın düşün. odan sıcak, başını cama yasladın, vucud ısın buğu oluşturuyor camda.
sokağı izliyorsun, çıplak ağaçlar, gri parke taşlar, bir kedi karşıdan karşıya gecmeye çalışıyor.
önce sağına baktı, sonra soluna... bi ara yolun ortasında durdu. sonra devam etti, karşı komşunun evinin duvarından iceri atladı.
sokakta öğrenciler var, iki kız bir erkek, taş çatlasın ilkokul 5. erkek olan, sırt çantasının üstüne montu cekmiş.kızların montu pembe.
bere var hepsinde.

çöp varillerinin ağzı açık.. o da ne, sarı bir kedi içerde kısık gözleriyle etrafı kesiyor.

ilginç geliyor mu size de: gökyüzündeki kuşlara bakın... nasıl geciniyorlar..
yiyeceklerini stok yapmıyorlar..ama her yıl en az iki yavru dünyaya getiriyorlar..
yada kediler..onlarda aynı.

hayat akıp giderken, birileri yine otobüsü kaçırmış... onu görüp durmayan şöföre kızıyor.
hayat akıp giderken, birileri iş arama derdinde, çünkü yakında evlenecek, para biriktirmesi gerekiyor.

sen bunları düşünürken, bir secim otobüsünün sesi yankılanıyor caddede..
vaadler veriliyor, tutulmayacak sözler sarfediliyor..inim inim inliyor sokaklar..

bir kadın hamile, elinden de çocuğu tutuyor..yürüyorlar.
çocuk el sallıyor otobüse...
işaret ve serce parmağı havada, baş parmak yüzük parmak ve orta parmak bir arada...
anlamıyor ne yaptığını..annesi cemkiriyor.. kolunu çekip yürümesini sağlıyor..

hayat akıp giderken, bulutlarda durmuyor yerinde... mevsimler değişiyor. her yıl aynı günde
açıyor erik çiçekleri.. aynı günde filize duruyor tohumlar..

ve hayat akıp giderken binlerce yalnızlıktan geciyorsun.. iç çekerek..

hayat akıp gidiyor... ama sen durma.yerinde sayma. karış ona...
ve selam çak dostlarına...